Bu hikaye haz ile hazımsızlığın dibine vurmuş,uyuşturucu içmenin dibe vurmanın anahtarı-parolası-olarak görenlerin hikayesi değildir.Bu hikaye yaşanmışlıkların hazzını bir daha yaşamak uğruna bütün hayatını feda eden 90 kuşağının çocuklarına da yazılmamıştır.Bu hikaye yalnızlığın dibine kadar çökmüş,yalnızlaşmayı felsefi bir ayrıntı içerisinde kullanmaktan her zaman zevk almış ve arkadaş ortamlarında "Yalnızlık Allaha mahsustur" geyiği çevirenler içinde yazılmamıştır.Bu hikaye bunların toplamını yaşamamak için bunları yaşayanların hikayesine dönüştüren dibe vuran bütün kitapların dibe vurmayan bütün okuyucuları için yazılmıştır.Bu hikaye genel teorik bilgisinin ajitasyondan ibaret olan ve bu ajitasyonu hayatının her alanında teorik bilgi üstenciliği yapanlar için de yazılmamıştır.Bu hikaye dibe vurmaktan bıkmamak adına dibe vurmaktan korkanlar için hiç mi hiç yazılmamıştır.Bu hikayeye başlamadan önce gerek sessizliğiyle nam salmış bütün dünya çocuklarına hayattan zevk almayan zenginlikten sefalete gidiş filmine Esenler sokaklarında yaşayan ve hayatını hiçbir zevke adamayanlara Fransız banliyölerinden çok Chicago varoşlarında yaşayanlara hayatını bir hiç uğruna feda etmekten çekinmeyen bütün kuşlara adıyorum...
Bir bira almak için sokağın köşesinde duran o entel giyinen abiyi kestirmiştim gözüme.Amerikan film klişesini yaşamak ise tam bir raslantı.Yanında duran hafif kısa boylu uzun pantolunlu şişman bir orongutanı andıran o adam ise midemi bulandırması için Tanrı tarafından tam orada ihtiyacım olan o adamın yanına yaratılmıştı.Ben ismi lazım olmayan bir kaç arkadaş daha kafamızdaki senaryoları birbirimize söylüyor ismi lazım olmayan zeki arkadaşımız ise bunun doğru olmadığını söylüyordu.Ona küfür etmekten başka şans yoktu elimizde bizde bu şansı iyi değerlendirdik.Şu futbol sahalarında kendinden emin adımlarla topa koşan top geldiğinde tribünlerde olan bütün kadın taraftarların ilgi odağı olduğunu zannedip onlara kaş göz hareketleriyle gönlünde taht kuran o herif gibi yürümüyorum tabiki de.Birazcık elimden geldiği kadar aptal olduğumu ona göstermemek adına düzgün yürümeye çalışıyorum fakat nafile yürürken sessiz sinema filmlerin kült esprisiyle karşılaşıyor ve yere düşüyorum.
Hastane odalarının ne kadar steril bir ortam olduğunu düşünürken aklıma ırksal içgüdülerle bu binanın deniz kumu mu yoksa normal kum ile yapıldığına aklım takılıyor düşün bir aptala neden serum takıldığını sormadan hemşireye gözüm takılıyor.Adeta Yeşilçam filmlerinin başrol oyuncusunu andırır bir edayla ağzını gere gere konuşmasını da sevmedim ama bir yandan da Orhan Pamuğun tarzıyla anlatmam gereken hikayeyi Canan Tan'nın olmayan tarzına dönştürüyorum.Uzaktan ne kadar göründüğü umarımda olmasada kendimi koca kıçıyla yanımızda yeri olmayan o aptala benzetiyorum.Bu hikayenin tam olarak bu şekilde olmadığına inan Polis Bey'e ise diyecek bir şeyim yok.O daha çok hemşirenin giyiniş tarzına dikkat ediyor.Yanımda duran evebeyinlerim ise bu işin çığrından çıktığının kanıtı olduklarına beni ikna ediyor.Serumun etkisinden kurtulmak için morarmış koluma serum olmayan diğer kolumu atmaya çalışırken hemşirenin iğnesiyle gözlerim kararıyor ve.....
Burası da neresi a.koyayım diyorum içimden.Her taraf Sihirli Annem'in şato gösterimi kadar boktan.Konuşan bir köpekle karşılaşmamak adına klişeden uzak klişenin ta kendisi olan kendi içgüdülerimle hareket etmeyi düşünüyorum.Tam doruğa ulaşacakken kendimi kaybediyor uykumdan uyanıyor ve....
Bunu yazan yazarın hayal dünyasının içinde olmaktan mutsuz değilim açıkçası.Güzel sözleriyle hayatımızı bir sanat eserine dönüştüren o editör hanımefendiye ise teşekkürler.Bu boktan hikayenin alışılmışın dışında bir olay örgüsü bir olay sonu yok bu hikayede anlatılmak istenilen herhangi bir durum da söz konusu değil.Bura da sadece kendi doğurtkanlığımızla hayal doğurmaktan yada kelime doğurtmaktan başka yaptığımız herhangi bir nesnellikte bulunmuyor.Hikaye güzel olmamasının yanında anlatılan gibi olmasını da gerektiren herhangi birşey de gerekmiyor.Sözü uzatmamak adına öldüm kafam güzeldi bir yaz akşamında....
