14 Mart 2017 Salı

Dibe Çökenlerin Zamanı


Bu hikaye haz ile hazımsızlığın dibine vurmuş,uyuşturucu içmenin dibe vurmanın anahtarı-parolası-olarak görenlerin hikayesi değildir.Bu hikaye yaşanmışlıkların hazzını bir daha yaşamak uğruna bütün hayatını feda eden 90 kuşağının çocuklarına da yazılmamıştır.Bu hikaye yalnızlığın dibine kadar çökmüş,yalnızlaşmayı felsefi bir ayrıntı içerisinde kullanmaktan her zaman zevk almış ve arkadaş ortamlarında "Yalnızlık Allaha mahsustur" geyiği çevirenler içinde yazılmamıştır.Bu hikaye bunların toplamını yaşamamak için bunları yaşayanların hikayesine dönüştüren dibe vuran bütün kitapların dibe vurmayan bütün okuyucuları için yazılmıştır.Bu hikaye genel teorik bilgisinin ajitasyondan ibaret olan ve bu ajitasyonu hayatının her alanında teorik bilgi üstenciliği yapanlar için de yazılmamıştır.Bu hikaye dibe vurmaktan bıkmamak adına dibe vurmaktan korkanlar için hiç mi hiç yazılmamıştır.Bu hikayeye başlamadan önce gerek sessizliğiyle nam salmış bütün dünya çocuklarına hayattan zevk almayan zenginlikten sefalete gidiş filmine Esenler sokaklarında yaşayan ve hayatını hiçbir zevke adamayanlara Fransız banliyölerinden çok Chicago varoşlarında yaşayanlara hayatını bir hiç uğruna feda etmekten çekinmeyen bütün kuşlara adıyorum...

      Bir bira almak için sokağın köşesinde duran o entel giyinen abiyi kestirmiştim gözüme.Amerikan film klişesini yaşamak ise tam bir raslantı.Yanında duran hafif kısa boylu uzun pantolunlu şişman bir orongutanı andıran o adam ise midemi bulandırması için Tanrı tarafından tam orada ihtiyacım olan o adamın yanına yaratılmıştı.Ben ismi lazım olmayan bir kaç arkadaş daha kafamızdaki senaryoları birbirimize söylüyor ismi lazım olmayan zeki arkadaşımız ise bunun doğru olmadığını söylüyordu.Ona küfür etmekten başka şans yoktu elimizde bizde bu şansı iyi değerlendirdik.Şu futbol sahalarında kendinden emin adımlarla topa koşan top geldiğinde tribünlerde olan bütün kadın taraftarların ilgi odağı olduğunu zannedip onlara kaş göz hareketleriyle gönlünde taht kuran o herif gibi yürümüyorum tabiki de.Birazcık elimden geldiği kadar aptal olduğumu ona göstermemek adına düzgün yürümeye çalışıyorum fakat nafile yürürken sessiz sinema filmlerin kült esprisiyle karşılaşıyor ve yere düşüyorum.
      Hastane odalarının ne kadar steril bir ortam olduğunu düşünürken aklıma ırksal içgüdülerle bu binanın deniz kumu mu yoksa normal kum ile yapıldığına  aklım takılıyor düşün bir aptala neden serum takıldığını sormadan hemşireye gözüm takılıyor.Adeta Yeşilçam filmlerinin başrol oyuncusunu andırır bir edayla ağzını gere gere konuşmasını da sevmedim ama bir yandan da Orhan Pamuğun tarzıyla anlatmam gereken hikayeyi Canan Tan'nın olmayan tarzına dönştürüyorum.Uzaktan ne kadar göründüğü umarımda olmasada kendimi koca kıçıyla yanımızda yeri olmayan o aptala benzetiyorum.Bu hikayenin tam olarak bu şekilde olmadığına inan Polis Bey'e ise diyecek bir şeyim yok.O daha çok hemşirenin giyiniş tarzına dikkat ediyor.Yanımda duran evebeyinlerim ise bu işin çığrından çıktığının kanıtı olduklarına beni ikna ediyor.Serumun etkisinden kurtulmak için morarmış koluma serum olmayan diğer kolumu atmaya çalışırken hemşirenin iğnesiyle gözlerim kararıyor ve.....
    Burası da neresi a.koyayım diyorum içimden.Her taraf Sihirli Annem'in şato gösterimi kadar boktan.Konuşan bir köpekle karşılaşmamak adına klişeden uzak klişenin ta kendisi olan kendi içgüdülerimle hareket etmeyi düşünüyorum.Tam doruğa ulaşacakken kendimi kaybediyor uykumdan uyanıyor ve....
    Bunu yazan yazarın hayal dünyasının içinde olmaktan mutsuz değilim açıkçası.Güzel sözleriyle hayatımızı bir sanat eserine dönüştüren o editör hanımefendiye ise teşekkürler.Bu boktan hikayenin alışılmışın dışında bir olay örgüsü bir olay sonu yok bu hikayede anlatılmak istenilen herhangi bir durum da söz konusu değil.Bura da sadece kendi doğurtkanlığımızla hayal doğurmaktan yada kelime doğurtmaktan başka yaptığımız herhangi bir nesnellikte bulunmuyor.Hikaye güzel olmamasının yanında anlatılan gibi olmasını da gerektiren herhangi birşey de gerekmiyor.Sözü uzatmamak adına öldüm kafam güzeldi bir yaz akşamında....

2 Ekim 2016 Pazar

Suje'nin Yalnızlaşması Üzerine -1-

Suje'yi tanımlamadan önce kendi doğruluğumuzu tanımlayalım.Toplumsal doğruluk bireysel doğruluklardan çok daha sağlam esaslar üzerine oturur.Toplumsal doğruluk bireysel doğruluğu belirlediği gibi bireyin doğruluğunu yanlışlayabilir veya tamamen doğrulayabilir.Lakin nesneleri belirleyenin toplumda yaşayan bireyin kafası olduğuna göre toplumun nesneyi nasıl tanımladığı esastır.Toplumun tanımladığı nesneyle bireyin tanımladığı nesneler bir bakımdan farklılık gösterse dahi toplum argümanın tanımladığı nesne bireyin tanımladığı nesnelerin bütününü oluşturduğu gibi bireyin düşünselliğini de oluşturur.Birey toplumsal hareket etmesi gereken toplum gibi düşünen bir özne haline geldiği vakit tek derdinin ev geçindirmek,yuva kurmak,anne ve babaya saygılı olmak olur.Argümanların bireyselliğin çok ötesinde olduğu gibi tarihsel kültüründe etkilerini içerisinde taşımak zorundadır. Coğrafik konumun bir önemi de tarihselliğin yansımasıdır.Tarih tekerrür etmez lakin tarihsel kültür sürekli kısır döngü halinde bireylerden topluma aktarılır.Bugünün siyasetçilerinin başarılı olmasının tek nedeni ise toplumsal argümanı esas almasıdır.Din coğrafi konumun Anadolu toprakları olduğu dönemde önemli bir unsurdur.Dini inanç bireylere bırakıldığı halde toplumsal argüman inançları belirler.Toplumları yönetmek bireyleri yönetmekten daha kolaydır.Bu durum da kafalarda oluşan soru şu olmalıdır;Bireyler toplumu oluşturmaz mı? Bireyler bütünü toplumu oluşturur lakin toplumsal argümanı elinde bulunduran sınıf onun belirleyicisi koruyucusu ve devamcısıdır aslında. Suje(Özne)yalnızlaştığı vakit toplumsal argümandan ve onu belirleyen sınıftan uzaklaşır.Birey içerisinde bulundurduğu vicdanı toplumsal argümanların ahlaki değerlerini bıraktığı gibi toplumsal argümanın dışında kendi ahlaki değerlerine bırakabilir.Bunun sonucunda kapatılma korkusuyla baş başa kalır.Birey iktidar ilişkisini belirleyenin toplumsal argümanlar olduğunu söyleyebilir miyiz? Elbette lakin sadece toplumsal argümanlar bireyin iktidar oluşturmasını sağlamaz. Bütünen kendisinden uzaklaşması gerekir.Kişiliğin kendi üzerinde etkisi ekonomiksel bütünlüğün yansıması da olabilir toplumsal ahlaki değerin yansıması da.Soru şu olmalıdır ? İktidar kendi içerisinde Bireysel midir? Toplumsal argümandan sıyrılan aynı zamanda toplumsal argümanı yönetendir.Toplumsal argümanın yönetildiği bir iktidar biçiminde geniş çaplı tarihsel geçişlere olur.Kimi bölgelerde çok daha ileri kimi bölgelerde ise çok daha geridedir.Toplumsal bir argüman yaratmak bir bakımdan bireyin özüne inmeyi gerektirir bu da bireyin kendi içerisinde bulunduğu ahlaki değerleri esas alır.Ahlaki değer konjonktür de sadece dini değerler üzerine oturması coğrafi konumu Anadolu bölgesi olan bir yerde zorunludur.Din çıkmazı ise bireyin dönüm noktasıdır.Dinden uzaklaşan birey düşünmeye ve sorgulamaya başlar tıpkı toplumsal argümanlardan uzaklaştığın da olduğu gibi.Sorgulayan birey kendi kafasında toplumsal argümanı içerisinde bulunduğu alanlarda diğer bireylerin toplumsal argümanlardan sıyrılması için çaba sarf eder.Çaba sarf eden birey ise toplumsal argümanı değiştirmenin zorunluluğunu kendisinde özelleştirir özelleşen birey toplumsal argümandan uzaklaşarak özne haline gelir.Özne eylemlerini toplumsal argümanlardan sıyrılarak gerçekleştiren toplumun yapı taşıdır. Legoları birleştirecek olan ise öznelleşen bireyin toplumun yapı taşlarını kendisi gibi öznelleştirmesindedir. Özne toplumu öznelleştirdiğin de kapatılmayla karşı karşıyadır ya koca bir hapishanenin yatağında ya da bembeyaz tımarhanelerde.Öznelleşen birey toplumsal argümanlarca delidir veya suçludur.Toplumsal argümandan kurtulmak sadece öznelleşmeyi oluşturmaz.Özneleşmek için özne haline gelecek bireyleri bir toplumun içerisine sığdırmak durumunda olduğu gibi refleksif tutum içerisinde olmalıdır.İktidar meselesinin üzerine oturan özneleşme suç ise delirme nedir? O da suçtur...

26 Ağustos 2011 Cuma

Üçüncü köprü ve 2 milyon ağaç için 50-60 İstanbullu



Üçüncü köprü projesini bilmeyen varsa hangi mağaradan geldiyse geri dönsün. Bu proje boğazın en kuzeyindeki köprü olmak umuduyla yola çıktı nitekim yapılırsa öyle olacak trafik keşmekeşin pek olmadığı boğazın naif ve en istanbullu bölgesine araba kornası araba egzosu köprü olmadığı için toplu taşımayı seçen dayıların yeni arabaları girecek, ah ülkemin beyinsiz siyasetçileri bu blogdan kafanıza sıçım nede olsa kimse okumuyor ve en berbat durum ise istanbulumun can damarı ormanları tahrip edilecek siyasetçilere sorduk cevap fransada var japonyada var oldu, bizimde istanbul boğazını sen nehri zanneden gerizekalı siyasetçilerimiz var, japonyanın adalardan oluştuğunu bilemeyen  bakanlarımız var, dahada vahimi ihtiyaçmı var yani insanların daha çok kendi arabalarını kullanmaları çok mu iyi çok mu gerekli birde bence bu köprü için kazı çalışmaları başlar başlamaz durucak çünkü alttan tarih çıkıcak marmaraydaki gibi aman neyse bu şehirde 13 milyon yaşıyor ve sadece 50 yada 60 kişi karşı çıkıyorsa yeni köprü hepinizin götüne girsin  

22 Ağustos 2011 Pazartesi

Kaz altın yumurtlar ise neler olur ? neler ...


Kaz dağında altın bulunmuş böyle külçe külçe sikke sikke değil tabi ham işlenmemiş - SİYANÜR -
Kaz dağında altın çıkacakmış madenler açılacak zengin olunacakmış - KİRLİLİK -
Kaz dağında tesis felanda kurulucakmış dinamitler patlayacakmış ormanlar tahrip edilcekmiş - CİNAYET -
Kaz dağındaki olaydan zeytinlikler etkilecekmiş sular kirlenecekmiş ama kimin umrunda o sudan mı  içecekmiş sanki zengin insan, doğa ana bize küsücekmiş,turist david amcada, sebzeler meyveler çıkmıcakmış topraktan ne meyvesi ot bile gelmezmiş AMA KİMİN UMRUNDA. Bergamada 15 sene olmuş fatma nineyle avni teyze hasan dedeyle hüseyin amca dava açalı nerdeyse ben olmuş 15 sene olmuş vay be...
 Açık mesaj : Altına gireceğin toprağa saygılı ol eşşoğlueşşek.

Uzman açıklaması
‎(M. Konakoğlu) Kaz Dağı’ndan altın çıkarılmasına izin verilmesi halinde neler olabileceğini uzmanlar şöyle sıralıyor:

KAZDAĞI’NDA ALTIN ÇIKARILIRSA NELER OLACAK? Kaz Dağı’nda altın çıkarılırsa; 1 trilyon ton toprak işlenecek, 400 bin ton siyanür kullanılacak.